Halepçe / Mehmet Ercan
 
Bulutlar yas tutarken 
sessizce ağladı toprak.
Halepçe sokaklarında ölüler;
zamansız sonbahara tutulmuş, 
Yaşam ağacının dallarından koparılmış birer yaprak.

Annesiyle ölmüş bir çocuk;
Gözleri siyah, kaşları çatık,
Yüzü sütbeyaz elleri açık, 
Annenin alnında yılların izi
Kor gibi yakmaz mı yüreğinizi?
Ey insanlar dostlar hey!
Yetmez mi bunca tanıklık?

Cıvıldayan kuşlar nereye gitti?
Duyulmaz oldu çocuk sesleri.
Dondu ağızlarında çobanların 
Özlem yüklü sevda türküleri.

Ne bir çıngırak sesi duyarsınız,
Ne bir kuzu melemesi,
Ne kuyunun taşına çarpan
Usulca çekilen bir çıkrık sesi.

Güneş tutunup doruklara 
Bilge yüzüyle doğrulmamışken
Yakaldı onları zulmün hilesi
Binip demirden kanatlara 
Karanlıktan çıkıp geldiler
Ölüm gazı atıp halepçeye 
Karanlıkta çekip gittiler

Bu ne zulüm görülmemiş
Bu ne ölüm bilinmemiş
Bu şiir senin için halepçe 
Bu yürek senin için
Acılara yenilmemiş.

Açsın kandan güller gibi 
Dünyanın bağrında yaralarımız
Yenilsek de bugün halepçe’de
Kavgasını verdik özgürlüğün.

Güneşin dağlara doğduğu yerde
Bir atımlık can kalsa da yüreklerde 
Andımız olsun yiğit parmaklar 
Tetik çekilmek ister siperlerde 
Kanımızı tutuşturan hasret ateşi 
Barutun kollarına atılmak ister
Erler bayramıdır böyle zamanlar 
Anlatılır şahinler onurlu türkülerde

Tasalanma tutulmaz acıların hesabı
Bir yılandır kahpelik pusularda
Susmak korkak harcıdır 
Ölmek yiğit işidir kavgalarda 

Halepçe insanlarına sabah olmadı
Söyleyin horozlara seheri uyandırmasın
Halepçe de uyanacak insan kalmadı.